Vegan Beslenmeye Nasıl Karar Verdim

Ben Sinem.

2019 Mayıs ayından beri et yemiyorum, haziran ayından beri de tamamen vegan beslenmeye çalışıyorum. Bu bloğu açmaktaki amacım bu süreç zarfında yaşadığım ve yaşayacağım deneyimlerimi, öğrendiklerimi, süreç aşamasındaki başarılarımı ve başarısızlıklarımı olduğu gibi sizlere aktararak arkadaş ve yakın çevremin aklındaki soru işaretlerini bir nebze de olsa giderebilmek ve bunu yapmaya çabalarken de daha fazla araştırıp daha fazla öğrenmek.

Çünkü bir konuyu derinlemesine öğrenmenin en iyi yöntemi başkalarına anlatmaktır.

Kısaca vegan beslenmeye nasıl ve neden başladığımı anlatmak istiyorum.

1984 yılının güzel bir pazar gününde Sarıgöl’ün Baharlar Köyü’nde dünyaya gelmişim, köyde büyüdüğüm için 8 yaşıma kadar olabilecek en taze sütler, en taze yumurtalar, tavuk etleri vs gelmiş önüme hep. Yumurta sevmezdim, gerçek sütün kokusu da çok ağır gelirdi içemezdim. Süt içmeye başlamam lisede yatılı kaldığım zamanlarda yatmadan önce yatakhanede herkesin elinde bir kutu süt görmem sonucu, “herkes böyle yapıyor ben de yapmalıyım o zaman” yanılsamasıyla başlamıştı. Bilirsiniz, bu düşünce biçimi ahmaklıkların en büyüğüdür.

İlkokulda besleyip büyüttüğüm civcivim horoz olduğunda köye dayımlara bırakmıştık, sonra da bir sonraki ziyaretimizde afiyetle yemiştik. Duygusal bir çocuk olduğum için yediğimiz etin benim beslediğim civciv olduğunu başta benden saklamışlardı. Oysa her ne kadar duygusal da olsam çocukluğumdan beri hayatın getirdikleri karşısında fazlaca güçlü ve mantıklı bir duruş sergileyebilmişimdir. Çünkü o civciv ben beslemiş olsam da olmasam da bir canlıydı, benim beslemiş ve duygusal bir bağ kurmuş olmam bu aşamada benim için birşeyleri değiştirmiyordu. Dünyanın düzeni bu şekildeydi ve mademki düzen böyleydi o zaman ben duygusallığımı bir kenara bırakabilirdim.

Büyüdüğüm aile içinde çok fazla hayvansal gıdalar tüketilmezdi, ancak ayda yılda bir önemli günlerde vs et pişerdi. Biz zaten genelde hep sebze ağırlıklı beslenmiştik ve ben oldukça çiroz zayıf bir görünüme sahiptim.

Bu süreç üniversiteye kadar devam etti. Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğini kazandım İstanbul’a geldim. Fast food kavramı ile yeni tanışıyordum ve gerçekten iyi bir şey olduğunu sanıyordum. Pideler, burgerler, pizzalar, dönerler, lahmacunlar, künefelere o kadar hızlı adapte oldum ki bu hızı yazıya dökebilmem gerçekten mümkün değil. Kilo almaya bu dönemde başladım. Sonra iş hayatına girip de uzun saatler boyunca mesailer yapmaya başlayınca beraberinde gelen hareketsiz bir yaşam da tuzu biberi oldu.

İş hayatımın 3 ya da 4. yılında fazladan 10 kilo kadar almıştım bile. Arkadaşlarım iyi olduğumu kilo vermem gerekmediğini söylüyorlardı. 170 cm boy ile 62 kiloydum ve genetik yapım gereği topancacık bir surata sahip olmuştum. Artık göbeğimi ve sağdan soldan pırtlayan yağlarımı gizlemem gerekiyordu. 38 bedene çıkmıştım ve daha rahat olacak yeni kıyafetler alınca bu pırtlamalar artık rahatsız etmez olmuştu, üstelik depresyona da çok yatkın bir dönem geçiriyordum. Sonra bir gün İş Kulelerde çalışırken içi dışı bir olan bir arkadaşım; “Sinem sana ne oldu ne yaptın kendine buraya ilk geldiğinde incecik güpgüzel bir kızdın sen.” deyince artık dur deme zamanım geldiğini anladım ve ertesi gün diyete başladım.

Az miktarlarda ve çok dikkatli besleniyor tatlı istediğim zamanlarda da sadece meyve yiyordum, fast food asla ağzıma sürmüyordum ve kendimi harika hissediyordum. Hatta o dönem de bir blog yazma hevesim olmuş ve birkaç gün sonra iş yoğunluğundan bırakmıştım (bknz: Kalorimatik)

1 ayda 10 kilo vermiştim ve bu kez de herkes çöktüğümü daha fazla kilo vermemem gerektiğini söylüyordu ve hedefime ulaştığım kanaatine varıp diyetimi bıraktım. Normal beslenmeme geri döndüm.

Asla verdiğim kiloları geri almadım. Ancak bu olayı takip eden 6-7 yıl boyunca kışın bol ve dikkatsiz besleniyor, yaz yaklaşırken diyet yapıp aldığım kiloları veriyordum.

Sınırım 55 kiloydu, bu kiloya geldiğim anda kendimi durdurarak 52 kiloya inene kadar diyet yapıyordum ve bu şekilde 35 yaşına kadar fazla kilo almadan gelmeyi başardım. Genel olarak zayıftım ancak kesinlikle fit ve sağlıklı değildim, kendimi hiç harika da hissetmiyordum üstelik. Yaşımın ilerlemesi ve oldukça hareketsiz bir yaşam sürmem sebebi ile de selülitlerim de başlamıştı. Her şeye üşeniyor kendimi hep yorgun hissediyordum. Ne zaman boş kalsam kendimi yemeğe vermek istiyordum. Eve pizza, profiterol sipariş edip o an mutlu oluyor ertesi gün yine bir halsizlik hali ile başbaşa kalıyordum.Oysa 10 kilo verdiğim dönemde yine benzer standartlarda bir hayat yaşıyor olmama rağmen hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok daha dinç ve mutluydum.

Bu noktada düşünmeye başladım, neyi yanlış yapıyordum. Zayıflıksa zayıftım evet, ama meyve yemiyordum. Canım tatlı istediğinde profiterole ya da nutellaya koşuyordum.

Bir şeyleri değiştirmem gerekiyordu çünkü bu şekilde yaşanmış bir hayat istemiyordum. Hayatımın çoğunluğunu sebze ağırlıklı beslenerek geçirmiştim ve hiç kendimi böyle hantal ve ağır hissetmemiştim. Yıllar içinde hayatın akışına kapılarak sebze ve meyveye gereken önemi vermemiştim. Birkaç yıl önce yine bu şekilde hissettiğim bir dönemde veganlıkla ilgili birkaç belgesel izlemiş, kitaplar almış, vegan olmaya karar vermiştim. Ancak evde yemek yapmadığım ve dışarıda da çok fazla seçenek bulamadığım için başarısız olmuştum sonrasında da yine hayatın akışına kendimi kaptırmış, eski alışaknlıklarıma geri dönmüştüm .

Aynı belgeselleri yeniden açtım izledim. Dr. Murat Kınıkoğlu‘nun kitaplarını yeniden okudum. Motivasyonum yüksekti. Evde yemek yapmaya başlayacaktım ( ancak bu konuda oldukça kötü olduğumu da üzülerek belirtmekte fayda görüyorum ). Onur’ la konuştum ve kararımı belirttim. O benim aksime tüm hayatını et ağırlıklı beslenerek geçirmiş birisi, anlatsam da ikna olmayı ister bir hali yoktu onu zorlamadım elbette ama yine de ben kararlıydım. Konuştuk ve şu şekilde bir karara bağladık; o dilerse benim yaptığım yemeklerde bana eşlik edecek dilediği takdirde de dışarıdan yemeye devam edecekti.

Böylelikle eti hayatımdan çıkardım, tatlı yemedim ve Onur da bana çoğunlukla eşlik etti yine de haftada 1-2 akşam et , tatlı vs yemeye devam etti.

Sonra Netfix’ten What The Health belgeselini izlerken uyuyakaldığım bir günün sabahında Onur günaydın demeden önce bana “Ben de vegan besleneceğim” dedi. Yarım bıraktığım belgeseli izlemeye karar vermiş ve ilk 20 dakikasını izledikten sonra hemen ikna olmuş. Belgeselin ilk kısımlarında şeker hastalığı ve hayvansal beslenme ilişkisi üzerine bilgiler veriliyor, Onur’un ailesinde de şeker hastalığı ve kolesterol malesef yaygın ve Onur hep bu hastalığın genetik olduğunu bir gün kendi başına da geleceğini düşünmüştü, hiç aynı aile içindeki bireylerin beslenmelerinin birbirlerine benzerliği dolayısı ile olabileceğini düşünmemişti. Bu 20 dk lık belgeselde verilen bilgiler onun umut ışığı olmuştu.

İşte bizim vegan beslenme serüvenimiz bu şekilde başladı.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.